Yelda Çalımlı Photography & Production

Dış Mekan Aile ve Çocuk Çekimi

2019’un nasıl geleceği 2018’den belli olur…

2018 yılında dış mekan aile çekimlerine olan ilginin -ya da farkındalık mı desek bilemiyorum- büyük oranda arttığını görüyoruz. Bunda çocuk aile alanında ünlenen bloggerların  ve  influencer ların etkisi büyük tabi.  Çocuklarıyla birlikte konsept çekimler gerçekleştiren instagram anneleri, takipçilerini de peşinden sürükledi ve kısıtlı olanaklar sunan stüdyo çekimlerine güzel bir alternatif doğuverdi.  Özellikle 2 yaş ve üzeri çocuğu olan aileler için güzel bir seçenek.  Biz fotoğrafçılar içinse ilham verici doğa içinde nefes alma molası…

Bu yazımda dış mekan aile çekimlerini hem fotoğrafçı hem de aile açısından değerlendirmek istedim.

Bebek ve çocuk çekimleri yapmaya ilk başladığımda güzelim doğa dururken ve prop ları dışarı taşıyıp muhteşem kareler yakalamak varken neden herkes stüdyoda yapıyor bu işi diyip sessiz eleştirilerde bulunuyordum. Hem iç mekanda hem de dış mekanda çocukları fotoğrafladıkça farklı fikirler edinmeye başladım.

2 ya da 3 yaşına kadar outdoor ortama alışık olmayan bir çocuk için dış mekan çekimi pek de eğlenceli geçmeyebilir. Hatırlıyorum da oğlum 2 yaş civarındaydı ve yalın ayak çimler üzerinde yürümekten hiç hoşlanmamıştı, buna tanık olduktan sonra anne olarak payıma düşeni aldım tabi. Fotoğraf çekim günü çocukları doğayla tanıştırmak için iyi bir gün olmayabilir. Burada ailenin başta kendisini sonra çocuklarını tanıması çok önemli. Çoğu çocuk bacaklarına değen otlardan, ayaklarına değen çalılardan huzursuz olabiliyor. Sadece çocuklar değil biz yetişkinler için bile buğday tarlasının içine girip ortasına kadar yürümek  ya da patikada dahi yürümek çok konforlu olamayabiliyor. 

Bir de çok hafif rüzgar estiğinde dahi ‘Ya üşürse, hasta olursa’ diyen ailelerimiz var. Ben de anneyim ve bu korkuyu yaşamak ne demek çok iyi bilirim. Çocuğun hastalanması demek sizi bekleyen uykusuz ve yorgun geceler demek, işe gidememek, yöneticiden zar zor izin almak ve evde bol bol kusmuk temizlemek demek. 2018 yazı pek de yüzümüzü güldüren yaz olmadı hatırlarsanız. Haziran ayında dışarıda montlarla çekim yaptık, pek çok aile çekimini tedirginlikle ‘Çocuk hasta olmaz umarım’ cümleleriyle tamamladık. Günü plajda sonlandırmak bazen hayal oldu, bazen titreyerek çalıştık. Hiç unutmuyorum Ağustos ayında Kilyos plajında Kasım’ı yaşadık. Kasım ayı geldiğinde de sanırsınız Haziran ayındayız. Yani doğa ananın bize ne sunacağı belli olmuyor. Çocukla outdoor çekim yapmak niyetindeyseniz hava sıcaklığının 28 derece ve üzeri olmasını öneriyorum. Çekim yerlerimiz orman ya da gölgelik alanlar olduğu için ısı gerçekten çok önemli . Bu da yetmez styling i yapan kişinin çocukla çalıştığını unutmaması gerekir. Yani stüdyo ortamındaki  tek parça kıyafetler ve ince dantel elbiseler çoğu kez hayal olabiliyor. Hem annenin hem de fotoğrafçının her türlü hava koşuluna hazırlıklı olması gerekli.

Outdoor çekimin bir diğer sıkıntısı ise aynı ortamın aynı saatlerde aynı ambiansı sunmama ihtimalinin olmasıdır. ‘Benim fotoğraflarımı da burada çektiniz ama neden benim fotoğraflarım bu ailenin ki gibi olmadı’ diye bir mesaj almıştım bir annemizden. Bu cümle bu kadar da değil, ekliyorum, devamı şu şekilde:  ‘biz onlar kadar güzel değiliz sanırım’  Uzun bir sessizlikten sonra söz konusu iki çekimi düşündüm, ailenin ne giyindiğini, renkleri düşündüm ve  ne yazmam gerektiğine emin olamadan, farklılığı (onlara göre olan) açıklamaya çalıştım. Dış mekan çekimi iç mekan gibi değilidir yani her zaman aynı ışığı, aynı bulutu, ağacın ya da yeşilliğin aynı tonunu, rüzgarın şiddetini (çok önemli bir detaydır) yani elinizde olmayan durumları garanti edemezsiniz.  Bazı günbatımları sert olur, bazıları yumuşak, hatta bu durumun aydan aya farklılık gösterdiğini düşünürüm ben. Mesela  Nisan ayının günbatımını çok sert bulurum; Ağustos ayının gün batımları ise harika turunculuk verir fotoğrafa. Hatta daha ileri gidip şöyle bir örnek daha vermek istiyorum. İşimiz gereği nerede ne ekili, hangi tarla nerede olur biliriz çoğu kez. Pazar günü bir düğün çiftimle buğday tarlasında doya doya çekim yapmıştım, aynı yere 2 gün sonra geldiğimde tarlanın yerinde olmadığını gördüm, hasat zamanıymış. Ne denebilir ki…  

Beyaz renk iyi sonuç veriyor diye her aileden beyazlar içinde olmasını beklemek de doğru değil; aile mavi renk üzerine konsept oluşturmuşsa yapacak bir şey yok. Buna ek olarak indoor ortamda fotoğrafı çekilen saten pudra pembesi elbise, harika sonuç verirken outdoor ortamda parlar hatta yer yer patlayabilir. İşte farklılık oluşturan etkenlerden birkaçı daha:  Seçilen elbisenin rengi ve kumaşın türü. Kısacası dış mekan çekimlerinde çok fazla dinamik var. Karşılaştırma yapmak herkesin en doğal hakkı ama değerlendirme yaparken tüm resme bakmak lazım. Olumsuz geri bildirime alışık olmadığım için acayip üzülüyorum böyle durumlarda.

Çekimler arası oluşabilecek farklılıklardan bazen grafiker sorumlu tutulur ama her fotoğrafım aynı kişinin elinden çıktığı için kabağı grafikerin başına patlatmam.

Dış mekan çekimlerini nerelerde yapıyorsunuz sorularına  çok cevap vermekten hoşlanmıyorum açıkçası. Cevap vermek istesem de anlatmam çok güç. Kilyos, Şile, Riva diyip geçiştirmek zorundayım çünkü gerçekten tarifi pek mümkün olmayan yerler. Haritada yeri yok, adı yok, etrafında bir referans noktası yok. Bazen ‘Çekim yerini İstanbul etiketlemişsiniz burası İstanbul değil, mümkün değil’ diyen Dm ler alıyorum. Ama İstanbulJ Portfolyomda gördüğünüz o mekanların temelinde büyük arayışlar ve keşfetme arzusu var. Gülmeyin, nedenini açıklayayım.  Düğün fotoğrafçılığında bu yıl 9. yılım; hatrı sayılır süre de çocuk ve aile fotoğraflıyorum. Şimdi siz kendinizi benim yerime koyun, her gün aynı yerde farklı kişilerle çekim yapmak sizi mutlu eder mi, farklılık benim tek motivasyon kaynağım. Farklılık derken sadece çiftin ya da ailenin farklılığı değil, her anlamda farklılık… Bu sebeple sürekli arayış içindeyim. Her yere fotografik gözle bakmayı öğreneli çok uzun zaman oldu. İstanbul’da en büyük sorun ‘İzniniz var mı?’ ya da ‘Buranın ücretini ödediniz mi?’gibi anlamsız sorularla karşılaşmanız. Anlamsız diyorum, vergisini ödeyenden çekim yerlerine giriş ücreti alınmasını doğru bulmuyorum çünkü.

Farklılık en önemli motivasyon kaynağım, dış mekan çekimlerini de farklı kılmak adına prop larımdan bazılarını dışarıya götürüyorum. Propları dışarı çıkarmanın pek çok dezavantajı var; kirleniyor ve eskiyor. Ama kullanmadan da edemiyorum.  Taşınabilirlerden 2 adet hazırlayabiliyorum maalesef. Stüdyo çekimlerinin bu anlamda avantajı çok büyük. İhtiyaç duymanız halinde herşey elinizin altında. Outdoor çekimlerde ise neyi dışarı taşıyacağınıza ya da taşıyabileceğinize doğru karar vermeniz gerekli.

Sanırım anlatabileceklerim bu kadar. Umarım keyifli bir yazı olmuştur. Şimdilik hoşçakalın, iyi çalışmalar dilerim.

You Might Also Like...